Ana Sayfa | Üyelik | RSS   Son Güncelleme :  4 saat önce  
Forum |  Tarihçe |  Media |  Radyo |  Başkanlar |  Yeşil Beyaz Sohbetler |  Tam Saha Pres |  Portreler |  YSBÖYazarlar |  Teksas |  Künye
Şampiyonlar Ligi tarihçesi (Özel haber)  |  Bursastore'dan özel tasarım  |  A2 tam gaz!  |  Turgay, Stepanov ve Svensson'da katıldı!  |  Bursasporlular ekran başına!  |  
 
  Ana Sayfam yap - Sık kullanılanlara ekle - Yeni Haber geldiğinde beni mail ile uyar    

Sadettin KARAÇAM
Yükselen Çıtayı Yukarıda Tutmak İçin-1
Devrim Çetin
Geleceği mi kurtaracağız, günü mü?
Murat Tamzok
SIRADAKİ LÜTFEN !
Enbiya Topal
Tesadüf
İsmail Akkanat
Yola Devam
Yetkin Önürmen
YOLA ÇIKTIK GİDİYORUZ
Bülent Sabırlı
İşte Şimdi Büyüksün Kupa!
Fatih Öğreten
Susarsan Kazanırsın
Akın Alan
İçi Doldurulamayan Kavram:Kurumsallaşma

YEŞİLE SEVDALI BEYAZ ÖYKÜLER

 


 
fotoğraf
11.12.2009

 deneme test
5 fotoğraf
03.01.2009

 
 
O Gün
18.05.2010


Bülent Sabırlı
Saat dört civarları… Ev daralıyor, nefes aldırmıyor sanki, duvarlar üzerime üzerime geliyor. Böyle olmayacak, dışarı çıkmak lazım. Kültürpark en iyisi. Hem maç öncesi havayı da koklarız. Hemen bir eş dost organizasyonu…
 
Umudumsa gidip geliyor. Biz maçı alacağız da… Trabzon çoktan tatile çıktı. Belki topun canı istemez, belki son haftalardaki kaleci hatalarına inat Onur harika bir maç çıkarır, belki Egemen bir nebze affettirmek ister kendini kırıp gittiklerine… Belki, belki, belki… Beyaz formamı giyiyorum. Maça giderken ilk kez beyaz giyiyorum. Belki de bembeyaz bir sayfanın işaretidir ha? Belki… Dualarla, yakarışlarla düşüyorum yola.
 
Cümbür cemaat parka varıyoruz. Zaten neredeyse bütün Bursa parkta. Ama bir sessizlik, bir sessizlik… Fırtına öncesi gibi. Galiba herkes benim gibi. İflah olmaz umut bir yanda, mantık bir yanda. “Olsun” bir yanda, “olmaz” bir yanda… Bir kez de sen kazan be umut, bir kerecik, ne olursun!
 
Saat altı bile olmadan yemyeşil ağaçların altında, püfür püfür esen günlük güneşlik bir havada bile hafakanlar basıyor. Parkı hiç öyle bilmezdim halbuki. Onun yeşili bile hiç para etmiyor. Gücü sıkıntıları alt etmeye yetmiyor.
 
Stada giriyoruz. Uğurlu turnikemden. İçeri oradan girdiğim her maçı kazandık. Ne yapalım, her şeyi denemek lazım bugün. Maça daha iki saat var ama stat hıncahınç dolmuş. Bursa’da sabırlı kimse kalmamış galiba, herkes erkenden koltuğunda. İçeri adım atar atmaz yüzümüze çarpan bir hava var içeride. Bir yanı umut, bir yanı korku; iki kanatlı. İçeridekilerin bir kısmı gergin, bir kısmı sindirmiş bile hâlihazırı. Tüm bu duyguların fonunda ise iliklere kadar işleyen bir heyecan var. Yirmi bin kişinin önceden hiç tatmadığı bu garip heyecanları, üst üste bindikçe zamanın üzerine çullanıp onu durduruyor sanki. Saatime bakıyorum; yelkovan da akrebe uymuş, işi ağırdan alıyor.
 
Teksas’ın tribün çatısına astığı pankartlar takılıyor gözüme. “İşte Taraftar İşte Şampiyon.” Her kelime ayrı bir pankartta. Zalim bir rüzgâr ikinci “İşte” ile “Şampiyon” kelimelerini ters döndürüp kapatıyor. Kalan “İşte Taraftar.”
“Eyvah!” diyorum, “Gidiyor galiba şampiyonluk!”
 
Birkaç asır kadar sonra önce İvankov, sonra yavaş yavaş takımın gerisi çıkıyor ısınmaya. Hava da mı ısınıyor ne? Ter basıyor. Yavaştan tribünler de gümbürdemeye başlıyor. Vallahi halim yok benim. Ta “Odam kireç”e kadar bekliyorum, yumuşak geçiş için. Atkımla ben anca o zaman kalkabiliyoruz ayağa.
 
Teksas kocaman pankartlar açıyor. Hepsi emek, tutku sevgi kokuyor. Ama birine özellikle bayılıyorum. “Öyle mutluyduk ki bu sene, şampiyonluğun canı cehenneme!” Öyle be, canı cehenneme! Bugün işimiz emeği geçen herkese sevgi ve minnet sunmak. Boş ver ötesini… Kısmet!
 
Ben böyle diyorum ama… Rüzgâr bugün benimle kafayı bozmuş galiba. Şöyle bir esiyor ve “Şampiyon” pankartını düzeltip açıyor yine. Ya! Bir şey diyeyim mi? Şampiyon olacağız galiba. İşarete baksanıza!
 
Oynama benimle rüzgâr, oynama!
 
Çok iyi hatırlamıyorum gerisini. Bir ara Fenerbahçe gol atıyor sanki. Sonsuz bir sükût çöküyor o ara. Bir kabulleniş. İpler elde değil ki, ne yapalım?
 
Sonra… Sonra Trabzon’un gol haberi… Hep beraber uyanıyoruz. Kırk yedi yılın hüzün, sevgi ve ümitleriyle itiyoruz takımı gole doğru. İlahi adalete doğru. Şampiyonluğa doğru. İki gol geliyor. “Bitti” diyorum, “Bitti bu iş.” Hep rüya dediğim şey oluyor. Biliyorum; ne Trabzon gol yiyecek o dakikadan sonra, ne de biz puan vereceğiz. Nasıl diye sormayın, biliyorum. Etrafıma bakınıyorum, herkes biliyor. Şampiyonluk rayihasıyla aptallaşan her birimize malum oluyor. Biliyorum, çünkü stadın her köşesinde fısır fısır yakaran gönüllerin dualarının geri çevrilmeyeceğini biliyorum. Kadıköy’de sahada didinenler de bilseler, boşa uğraşıp durmazlardı belki de. Girmeyecek o top.
 
Yine de ömrümüzden ömür alıyor son saniyeler. Bizim maç bitiyor, gözüm iki sıra öndeki grupta. Bir radyoya yaslanmış dört kulak birden var orada. İçlerinden birinin yüzü bana dönük. Kireç gibi o yüz. Göz göze gelmeye korkuyorum. “Bitti,” de be adam, “bitti" desene. Haykırsana!
 
Ve fırlıyorlar havaya sonunda. Onlarla birlikte biz de. Biz havaya, gözyaşları aşağıya. Sarma dolaş ağlıyoruz hep birlikte. Kaç dakika boyunca bilmem. Göz pınarlarımız kuruyor. Bulutlara mı yükseldik, yoksa bulutlar insafa gelip ayaklarımıza mı indi, bilemiyoruz.
 
Ahdımız vardı, sahaya koşacaktık. Wolfsburg’un geçen seneki şampiyonluk görüntülerinde ne de imrenmiştik. Yeşil beyazlıları şampiyonluğa koşarken gördüğümüz günden beri aklımızda bu vardı hepimizin. Sadece bizim aklımızda değilmiş elbette. Bir sevda ve coşku seli akıyor sahanın çimlerine. Gönüllerdeki yeşil sahadakiyle harmanlanıyor. Bursasporluluk bu güzelim şehre aidiyet duygularının en üst mertebesiymiş, bir kez daha görüyoruz.     
 
Bursa tabii… Bütün Bursa’yla paylaşmak lazım bu duyguları. On binlerle birlikte Altıparmak’tan Heykel’e doğru adım adım ilerliyoruz. Erkeği kadını, çoluk çocuğu, genci yaşlısı sokaklarda. Yeşil şehrin bembeyaz sevgisiyle, dilde o sevdanın türküleriyle saatler boyu tabanlarımız şişene kadar yürüyoruz.
 
Eve anca gecenin ikisinde dönebiliyorum. İlk iş oğlumun yanına doğru diyorum. Yatağına kıvrılıp olanca masumiyetiyle uyumuş. Henüz bir buçuk yaşında. “Şanslı velet,” deyip bir öpücük konduruyorum yanağına, “ne güzel günlere doğdun sen böyle! Allah razı olsun bize bu mutlulukları yaşatanlardan. Hem bizi bir şampiyonluk bile görmeden yitip gitmekten, hem de seni ve yaşıtlarını, senden sonraki nesilleri koskocaman bir İstanbul masalından kurtardıkları için. Allah binlerce kere razı olsun!”
 
Bülent SABIRLI  

 
YAZARIN DİĞER YAZILARI
Bırakın İşi Gücü...
Bursa'yı Anlamak
Kaka'lı Bir Hadise
Büyük(!) Maçtan Sonra Keyifliyiz Vesselam!
Söyleyin, Siz Ne Anladınız?
En İyiler
Selam olsun!
Bu Maç Da Şaibeli
Adaletmiş!
Avrupa Avrupa Duy Sesimizi!
Sercan Transferinin Meşru Sayılması Hakkında
Sükût Altındır
Bugün 11 Ağustos
Satılamaz Kaydı
Güzellikler İçinden
İkiyüzlü Medya
Çok Yaşayın Yılmaz Özdil!
Sürüden Ayrılanlar
Gidilecek Bir Yer Var, Biliyorum
Ufuktaki Tehlike: Kibir
İstanbul Basınına Saygılarımla
İlahi El
Eyvah!
Düşe Kalka
Yeşil Beyaz Mısın?
Yollar
Bazen Sadece...
Nasıl İnanıyorsan Öylesin
Barnabeu'ya Cevap Hakkı
Men Dakka Dukka
Kader, Acayip Bir Şeysin!
O Gün
Uyanma Vakti
İşte Şimdi Büyüksün Kupa!